1 Temmuz 2011 Cuma

Göç Yolları

20.04.2011


Aynı şehirde yıllanıp kök salmak nasıl bir şey hiç bilmiyorum..
Bir kurumda tanıdıklarımı görüp de işlerimi daha seri yaptırdığımı da.
Hemşeri dayanışmasından nasibimi  alamadım hiç...
Her yerde yabancı her yerde gurbetteyim..

Nerelisin sorusu ömrüm boyunca cevaplamakta en zorlandığım soru oldu..
Şurda doğdum, şurda büyüdüm o köşede nefes aldım başka yerde kendimi buldum..
Böyle devam ediyor listem..

Başkalarının ezelden bildikleri 'en uygun çorap nerden alınır?' gibi bilgileri ben araya araya  ulaştım hep.
Bulunca da yeni bir kıta keşfetmiş gibi mutlu oldum..

Şimdi gene gitmek zamanı..
Bu şehirde biriktirdiklerimizi, dostluklarımızı geride bırakıp gidiyoruz..
Kendimizi temize çekerken, bir parçamızı da bırakıyoruz sanki.
Keşfedilecek yeni sokaklar, tanınması gereken yeni insanlar var.

Hiç ummadığım bir sokakta bir şey görüp sevineceğim belki, konuşmadan bakışımdan ne halde olduğumu anlayan dostlarımı geride bıraktığıma üzüleceğim.
Teknolojinin nazik kollarına bırakıcaz bir kez daha kendimizi,
Dertlerimizi sevinçlerimizi mail kuşlarına yükliycez.
Yeniden başlıycaz yeni ama eski bir şehirde..
Aysun

Yetişkin Uysallığı

Her gün işe geliyoruz, gidiyoruz..
Aynı dizileri seyredip, aynı yemeklerin etrafında dolanıp duruyoruz..
Konuşmalarımızı renklendirmek için dedikodu kazanına sarılıp, kısır döngülerimizde dön dön dönüyoruz..
Çocuklar kadar çok gülmeyip, artık hiçbir şeye şaşırmıyoruz..
Peki hiç mi birşeye heyecanlan mıyoruz..
Facebook'ta bulduğumuz ilkokul arkadaşımıza,
Kalabalıklar içinde aynı dilden konuşabildiğimiz birine,
Veya belki de benim gibi sevdiğimiz bir yazarın yeni kitabının çıkmasına..


Bugünkü heyecanımın nedeni bu çünkü. Hakan Günday'ın yeni kitabı Az'ın tanıtım yazılarını okudum bugün..
İplerimi koparasım, koşa koşa gidip kitabı elime alasım, kapağını sevesim ve  bu dünyanın içine giresim geldi.
Monotonluğumdan kurtulup hala bir şeylere heyecanlanabildiğim için sevindim.
Kendime yarın için bir amaç bulduğum için mutlu oldum.
Yetişkin uysallığı böyle bir şey çünkü. Doğduğumuzda türlü zenginliklerimiz olan bizler, eğitim sistemi ve toplum düzeni denen tornoda farklılıklarımızı geride bırakıp daha çok birbirimize benzemeye başlıyoruz.
Daha az neşeli, daha süprizsiz, daha heyecansız insanlara dönüşüyoruz.
En absürd haberlere bile şaşırmaz hale gelip, yanımızda davul patlasa tepki vermeyecek insanlar oluyoruz..
Hakan Günday, farklı bir yazar bu anlamda. Biraz karanlık biraz argo yazıyor, ama sıradan değil asla. Uysal değil, tornoya girmiş gibi hiç değil. Her kitabı karanlık bir kapı sanki..
Az kelime oyunuyla baştan cezbediyor insanı:
"Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."

Aysun

Geç kalmayasın..

Bir şey yap...
Güzel olsun.
Çok mu zor?
O vakit güzel bir şey söyle!
Dilin mi dönmüyor?
......Güzel bir şey gör..
Veya güzel bir şey yaz.
Beceremez misin?
Öyleyse güzel bir şeye başla; ama hep güzel olsun!
Çünkü "her insan ölecek yaşta.." geç kalmayasın..

hayatımızın odağına oturan faceden bir alıntı
unutulmasın istedim ...

zeynep
 

Küçük bir martıyla randevum vardı...

Ve işte evimdeyim…
Ama beni çağırıyordu;
Çengelköy,
Kanlıca ,
 
Rumeli Hisarı,
Ortaköy,
İstiklal,
Ve tabii ki en çok özlediğim, sevgilim..
Ne çok seviyorum seni
Sebebi nedir bilmiyorum ama ruhum değişiyor sanki
Gözlerim bi farklı bakıyor orada
O küçük kahvehanede bol köpüklü Türk kahvesi içmek
Kare kare fotograf cekmek
Doyamadığım anlardan ...
 
Ve tabii asıl sebebi ziyaretimiz bu masalsı kente
Küçücük dünya tatlısı bir martı
İlk zamanlarında yanında olmak istedim ki beni hiç unutma
Seni doğmadan sevdim
Ama seni hissetmek, görmek bir hafta da olsa büyüdüğünü görmek
Dünyada paha biçilemeyecek anlardan birkaçı
 
Küçücüğüm
İyiki geldin hayatımıza
Gelişin gibi ömrün boyunca nese, mutluluk getir
Annene, babana, seni seven, dörtgözle bekleyen herkese ve tabii ki halacıgına…
zeynep

Komşukarem İstanbul'da...

01.04.2011 tarihli yazı


Cuma öğle saati..
Fonda Ezginin Günlüğü çalıyor..
Mutluluk veriyor, umut veriyor, gözüme Kanlıca semtindeki pencere önü sardunyalarını getiriyor..
Boğazdaki sandalları, oltasını denize fırlatmış balıkçıları anımsatıyor..


Melodisi ruhumu okşuyor, tüm dış kuvvetlere inat yumuşatıyor kalbimi..
O zaman güneş ne güzel doğar..Bütün insanlar güzel, bütün çocuklar mutlu...' diyor..
' Gel yollara düselim, sirtinda yeditepenin
Ardina takiliverip bir tekir kedinin


Gel dalgaya düselim Sandalda raki içelim
Bir kötü arkadas edinip pesinde uçalim
Gel çocuklara soralim
Gel masallari gezelim
En güzel denizi bulup
suyunda yüzelim '' 
derken de yoldan çıkarıcı..



Masalsı bir ülkeye davet ediyor Ezginin Günlüğü..
Tüm zamanları mekanları soyutluyor..
Kanat taktırıp boğazın kenarına bırakıveriyor..
Komşukare şimdi o masalsı ülkede..İstanbul'da..
Minik bir meleği sevmeye gitti.
Dönüşte eli kolu minişin ve yarim İstanbul'un fotolarıyla gelecek inşallah..

aysun

Kahve kokulu kitaplar

29.03.2011 tarihli yazı

İnternetin hayatıma girmediği yıllardı,
Antalya'da ikamet eder, dinmek binmeyen yağmurlar puslu gökyüzü ve ergenlik ruhum arasında sıkışıp kalır, çareyi kendimi sokağa atmakta bulurdum.
Işıklar caddesinde Akdeniz Kitapevi vardı. Azcık kuytuda kalmış, loş merdivenlerden inilerek bodrumumsu bir yerde konuşlanmış bir kitapçıydı. Merdivenlerden inerken kitap afişlerine veya farklı posterlere göz atardınız..
Yer gök kitaptı, hepside benim aşkımdı. Sonsuz bir açlıkla bakardım o denize.

Keşfedilecek çok yazar, okunacak çok kitap vardı.

Küçüktüm ufacıktım şu yaşımdan bakınca, orası benim ruh hali değiştirme merkezimdi.
Sorardım ordaki çalışanlara, şunları şunları okudum ne okumalıyım. Bazen sadece içgüdüyle aldığım okuduğum kitaplardan koca bir dünya çıkardı ben de o dünyayı tek ben keşfemiş gibi mutlu olurdum.

En öncelikli hayalim üniversiteyi kazanıp o güzel şehiri geride bırakmak; en büyük hayalimse ilerde kendi kahve kokulu kitapçıma sahip olmaktı. Küçük kahverengi döşemeli bir kitapçı, yanlarında küçük masalar. Kenarda kahve pişirilen küçük bir mutfak. Ev yapımı keklerim. Yıllarca pişti bu hayalim, hala gerçeğe ulaşmış değil elbet. Hayal bu.. Yıllar içinde onca hayalin içinde yerini koruyan tek tük hayalden biri belki..Birçok kişinin ayrı ayrı kurduğu ortak bir hayal aslında..
Şimdi hala hayali gerçek edeceğim yıllara uzağım belki. Ama nereye gidersem gideyim kahvem ve kitabim yoldaşım oldu. Hayalim benimle birlikte geldi. Yeni dünyalara açılan pencereler, kaçışım oldu kitaplar. Kahvem sakinleştiricim, kendime geçtiğim ufak kıyağım oldu..Yapılacak işlere başlamak için ilk koşulum oldu..
Kahvem ve kitabim, göz kırpıyor gene bana..
aysun

Dönemeçler, dönemeyişler...

11.03.2011 tarihli yazı

Cuma akşam olmuş, işyerime 2 günlükte olsa veda etmek için yanıp tutuşuyorum.
Dün öğle saatlerinden beri bilgisayarımda sorun vardı, sonunda anlaşıldı statik elektriği varmış, böylece böyle bir sorunu de tecrübe edip, literatürüme katmış oldum. Sorunun çözümü ise, bana çok Türk insanına özgü geldi. Kabloyu tak çıkar, işte çözüm bukadar kolay. Diğer taraftan, iki gündür bilgisayarımı hayata döndürmek için ettiğim telefon sayısı düşündükçe, kahrolasım oturup ağlayasım da geliyor...
Aslında, bence bu sorunun diğer bir nedeni de çok Türk mantığı olacak ama nazar..Bilgisayarım yaklaşık iki haftadır virüssüz teklemesiz çalışıyordu, sanırım nazarıma geldi statik elektrikten vurdu..
Konu başlığına bakarsak, hayat bu ara benim için gene bir seçimler ülkesi şeklinde.


 Hep derler ya, seçimlerimizden ibaretiz die. Benim içinse hayat biraz farklı işliyor sanki. Hayat Efendi'nin bir katip yardımcısı var, benim hayatla ilgili atıp tutmalarımı itinayla kaydediyor ve zamanı gelince bir bir yüzüme vuruyor. Şimdi şahsen gene bir kişisel seçim arafesindeyim, hangi yolu seçersem seçeyim aklımın diğerinde kalacağına adım gibi eminim...
Hayat Efendinin zamane kadınlara böyle bir oyunu var çünkü. Ne gönül rahatlığıyla kariyer yaptırır, ne ayağını uzattırıp evini kadını oldurur..Üniversiteyi bitirirsin, aklın masterda kalır. Masterı bitirirsin 'adımın önüne Doktor ünvanını da pek yakışır aslında' diye düşünüp durursun. Ev kadını olamazsın yıllarca okul-ev-iş arasında gide gele, kitaplarla arkadaşlık kura kura komşu muhabbetlerine de uzak kalmışsındır..
Kafanı hep kurcalayıp durur bu sorular..Dönemeçler seçimler zihninde yer eder. Hangi yolu seçeceğinden öte, esas sorun hepsini birden seçmen gerektiğidir. Hayat iki elinde iki karpuz ister. Herşeyi dört başı mamur yapmanı ister. Seçimler değildir öleyse hayat, seçemeyişlerdir..
Dönemeçler dönemeyişler uzar gider...