1 Temmuz 2011 Cuma

Haayt-2. bölüm

27.05.2011


İş hayatı, bir maçın  diğer yarısı gibi bir tatta ve ayrılışta..
Hayatın takriben  ilk 20 (içindeyken sıkıcı çıkınca mumla aranan) yılından sonra bıçak darbesi gibi..
İş hayatı kendi çapında bir hayatsal eğitme akademisi aslında..
Girişte şöyle yazıyor 'Buyrun hoşgeldiniz Entrikalar Dünyasına'

'Bunca zaman kös kös ve de saf saf yaşadıysanız eğitiminiz daha çetrefilli geçecek, şimdiden hazırlıklı olun ağlama krizlerine, beyninizin olayları ve cehaletleri algılayamayacağı durumlara..
Çok virajdan geçeceksiniz, şaşıracaksınız insanların gerçek yüzlerini gördükçe..
'Biz bunca yıl okul sıralarında dirsek çürütürken;  başkaları pişmiş olmuş, suyun başına geçip yolunu bulmuş' diyeceksiniz..
'Kurnazlıklarla beyinlerine kıvrımlar eklemiş, bu kıvrımları da ancak ' bu işi başkasına nasıl yaptırırız' düşüncesine heba ettiklerini göreceksiniz.
Böyle bir şeydir iş hayatı, eğiticidir, öğreticidir, yontucudur, enerji emicidir, gereklidir faturaları ödemek için..
Var olmanın yansımasıdır aslında çalışmak, işe yaradığını düşünmek..Sadece gerçek hayat böyle bir şey işte, yaşamak gerekiyor ..

aysun

N'apcaz şimdi?

21.05.2011


Efe uyudu..
Milyarda bir şansla saatler daha 21'i yeni göstermişken, gün içindeki yorma çalışmalarımın sonucu olarak uyuyakaldı..
Tamam mutlu oldum, kendime vakit kaldı die ama birden şaşkınlaştım, ben şimdi ne yapıcam dedim..
Anne baba olmuşlar bilirler, insanın hayatında çocukları artık bir milattır.
Ondan öncesi ve ondan sonrası..
Ondan önceki alışkanlıkları, hayatı yaşayışı ile ondan sonraki farklılaşır. Çocuğa göre şekillenir bir çok şey..

Şimdi ben Efe'nin erkenden uyuduğu bu akşam vakti, ne yapcağımı nerden başlayacağımı bilemeden bakakaldım. Yapcak şey var, hangisine saldırcağımı bilmiyorum aslında..
Biraz şaşkın biraz bu fırsatı nasıl değerlendirsem düşüncesiyle 'napcaz şimdi?' diyip duruyorum...

aysun

Dün akşamdan seçmeler

Anne mutfakta yemek hazırlmakta Cici Abla Efe'yle sohbet halinde.
EFE: Ben akşam yılan ailesi yaptım.
C.A: Hmm kimler varmış o ailede
EFE:Anne yılanı, baba yılanı, Efe yılanı,..........., Cici Abla yılanı
C.A: Aaaaa beni de mi yaptın
EFE: Sensiz olur mu hiç Cici Ablaaa....
Cici Abla dört köşe laugh



C.A: Efee, siz gidince ben çok özlücem sizi. Sen de özleyecek misin beni?
EFE: Sen de gel Cici Abla
C.A: Ama benim işim burda gelemem ki.
EFE: Üzülme ben sizi hergün babamla Eskişehir'e götürürüm.
Cic abla 4X4 konumunda...cool

Yürüyüş sonrası eve dönüş yolunda
EFE: Cic Abla, Küçük Efelerin evi şurada.
C.A: Hmm öğrendiğim iyi oldu siz gidince onlarla çıkayım bari ben yürüyüşe. Artık Küçük Efe bisiklet sürer ben de koşarım.
EFE: Ama Küçük Efelerin kahvaltı saati. (akşam yemek saati)
EFE: Anne gitmeyelimm ben Küçük Efe'yi özlerim. crying


Gelelim günün gafına ....
Akşam yürüyüşten gelinmiş, Efe'nin oyuna dalması fırsat bilinmiş,  gökyüzündeki garip ışıkların ne olduğu meraklı gözlerle izlenmekte.
Annesinin ve cici ablasını kıkırdamalarına dayanamayan Efe oyunun eğlenceli kucağından annesinin şefkatli kollarına atar kendini...  " ben de bakacam" naralarıyla...
Anne kucaklar bitanecik oğlunu kucaklamasına.... Ancak  hissettiği koku karşısında yaptığı yorum annelik iç güdüyle mi söylenmiştir yoksa en kötü kokular bile çocuğundan gelince mis kokusu mudur bilinmez....
"Oğlum, maşallah nasıl kokuyor ayakların"
Artık yorum size ait....
zeynep
 

Müzik Olsun..

17.05.2011

Şimdi sen ona kızdın, ben berikine kızdım..
Lokantanın girişindeki 'ürünlerimiz mısır şurubu içermiyor' yazısı bile hayata karşı eğreti olmama yetmişken, herkes birbirine dalmak üzereyken, ben hayatı dondurdum.
Dondurasım geldi, neden bimiyorum hayatı şu pencere önünde fonda güzel bir şarkı çalarken dondurdum.. (http://fizy.com/#s/16rt98)

Çare yok ona buna kızmaya, herkes birbirine kızar birtaraftan da herkes birbirine öykünürken, ben rahatlık şurubu içmiş gibi boş boş bakıyorum etrafa.
Kahvem, müziğim, penceremden gelen bahar havası yetiyor şu an itibariyle..
Biliyorum ki ne olursa olsun, hayat beni yağa da batırsa bala da batırsa özliycem, burayı şu zaman dilimini..
aysun

Önümüze Gelene Yüz Tekme..

12.05.2011

Böyle bir modum var benim adı: Önümüze gelene yük tekme modu..
Dudağımı bükmüş, yüzümü düşürmüş oturuyorum.
Dışardaki kasvetli havaya bakıp, neden ama diyorum..
Yazı da yazdım bahar sana, gel dedim bekletme dedim, gel de artık içimizde çiçekler açsın, çiçekli elbiseler üzerimizde şenlensin, dondurmalar artık külahlarında erimeye başlasın dedim.
Deniz de yok zaten burda, iyotlu kokusu burnuma çok uzaklarda..
Dalgalı bile olsa bir mavilik görsem, ruhumu temize çekse..Fenamı olur...Olmaz..

Tabii denizsiz bir şehirde yaşamak kimsenin suçu değil, benden başka..
Mızmız bir çocuk gibi hissediyorum şu an. Bir çok suçlu var şu an aklımda. Koluma en eğlenceli arkadaşlarımı geçirip, önümüze gelene yüz tekme diye üzerlerine yürümek istiyorum, aynı ilkokulda yaptığımız gibi.
'Hevesimi kursağımda bırakmana hakkınız yoktu' demek istiyorum.
'Daha adil olsun dünya' diye anarşist şarkılar söylemek istiyorum..
Kısacası güneş açsın istiyorum..

aysun

Nazlı Bahar

11.05.2011

Aylardan mayıs, mevsimlerden yalancı bahar olmuş; baharın gelmeye hiç ama hiç niyeti yokmuş..
Elimiz ayağımız buz, gözümüz güneş kırıntısı ararken soğuklar bize hala dışardan pis pis dil çıkartırken; canım bahar nazlandıkça nazlanır, gül yüzünü göstermemek için köşe kapmaca oynarmış..

Kışlıklar bir kaldırılıp bir çıkartılmaktan isyan eder, yazlık elbiseler meydanlara çıkamadıkları için dudaklarını bükermiş..
Bahar okadar nazlanmış ki bu sefer, çiçekler böcekler isyan bayrağını çekmiş bir açıp bir soğuktan kırılmaktan..

Bünyeler bahar hormonları salgılarken, kediler damlara çoktan çıkmışken küresel ısınma ayağına mevsimler şaşmış olan biz insancıklara olmuş.

Eline şeker verilip geri alınan çocuklar gibi olmuşuz, ne ağzımızın tadıyla yiyebilmişiz ne tam vazgeçebilmişiz.
İşte bu nedenle, bugünden tezi yok şu cimcime baharın nazını kırmaya, kış hazretlerini yuvasına göndermeye karar verdim. Rüşvetse rüşvet verelim şu çiçekleri dallarında görüp ince kiyafetlerimize kavuşalım. Camlarımızı açıp bahar havasını odalarımıza sokalım. Daha çok renk sokalım hayatımıza, öğle arası kaçamakları yapalım, dondurmalarımızı erkenden yiyelim. Televizyonları kilitsiz kutulara kaldırıp, kendimizi parklara atalım..
Yapalım yapalım yapalım..
Aysun

Bu kadar mıydı?

28.04.2011

Sabah uykumu almışım. Keyifli bir Hürrem akşamından kalmayım.
 Duşumu almışım. Zor da olsa servise yetişebilmişim.
Birkaç pürüz dışında her şey normal.
Ta ki her şey öğle arasında İzmir caddesinde soluğu alasıya kadar…
Herkes mi karşı olur insana…
Güzele yakın normal başlayan anormal devam eden nasıl biteceği belli olmayan bir gün….
Depresifim gene…
Ama bu sefer tek sorumlu Aysun.
Zaten çatasım var ona. Beni bırakıp gidiyor buralardan.
Akşamları uğrayasım gelmiyor artık. Kolay olsun yokluğuna alışmak diye. Ama bir tarafım da sayılı gün gidecek bir daha istesen de olmayacaklar diyor. Biz izinleri bile birlikte alalım da daha tahammülü kolay olsun buraların derken o tamamen gidiyor.
Biliyordum er ya da geç gidecekti. Hep gündemdeydi bu tayin işi. Hep üstünü kapatıp hiç olmayacakmış gibi davrandım, hissettim. Ama gidiyorlar işte….

Çok kötüyüm ….
Bir mucize olsa….
Bencilce düşünüyorum biliyorum.
Onun hayatı daha kolay olacak.
Daha yaşanılası bir şehirde geçecek ömrü….
Hem de benim doğduğum, büyüdüğüm, okuduğum şehre benim diğer yarımın olduğu şehre gidiyor. Hızlı trenle 1.5 saat… Ne var ki…
Demesi kolay…
Komsukarem, Efem gidiyor…
Çok kötüyüm çok…
Ama yapacak bir şey yok

Kuşkusuz bir çok dostum arkadaşım var beni buraya bağlayan. Ama komşum gidiyor.
Belki bir gün bana da Eskişehir yolları gözükür, belki gene komsu oluruz diye avutuyorum kendimi….
Avutuyorum işte…
Yapacak bir şey yok…
Çok kötüyüm çok.

Yolu, şansı açık olsun.
Daha da mutlu olsun inşallah...

zeynep